PLASFEDDERGİ S|24

PLASFED DERGİ 62 PlaSTK Selçuk Gülsün Yönetim Kurulu Ba ü kan× Plastik Sanayicileri Derne ù i İşinve işimizingeleceği Uluslararası Çalışma Örgütü yakın zamanda “işin geleceği” başlıklı çalışmasını yayımladı. Rapor, elbette çalışma odaklı bir yaklaşımla hazırlandı ve hepimizin bildiği sayısallaşma, otomasyon ve bunların getireceği dönüşümü temel alıyor. Ülkemizde yaygın olarak buna Sanayi 4.0 diyoruz. Biz şirketler açısından birkaç önemli not var. Bunlardan ilki, bütün dünyada işçi sendikalarına olan ilgi azalıyor ama başta işveren sendikaları olmak üzere “işveren örgütleri” de güç kaybediyor. Böyle olunca 100 yılı aşkın zamandır devameden ve işe yaradığı ispatlanmış işçi-işveren-hükümetten oluşan “sosyal diyalog” zorlanıyor. Bir başka önemli not ise sayısal dönüşümün şirketlere “tercih hakkı vermeyecek” olması. Kesin olan bir şey var, uyum sağlayamayan yok olacak! Basit bir deyişle: Uyum sağlamak yeni yatırım, dönüşüm, yapılanma ve dolayısıyla şirketler için “yatırım maliyeti” demek. Oysa Türkiye ve benzeri henüz gelişmesini sağlayamamış ülkelerin tamamında orta ve küçük ölçekli şirketlerin en önemli sorunu sermaye ve finansmana erişim. Peki işimizi yürütmek için sermaye ve finansman sorunu yaşarken, uyum için nasıl sermaye bulacağız? Raporun bu soruya verdiği yanıt mealen, ya uyum sağ- larsın ya da yok olursun. Diyelimki bir şekilde “piyasanıngörünmez eli” çalıştı, uyumsağlayamayanlar pazardan çekildi, uyumsağlayanlar yolunadevametti. Bu kez yaşama- yı başaranların yeni bir sorunu var: İş piyasası öyle bir hale gelecek ki çok kısa aralıklarla “işin niteliği” sürekli değişecek ve sürekli yeni yeteneklere sahip işçilere ihtiyacınız olacak. Dünya Ekonomik Forumu, sayısallaşma ve otomasyon sonucu niteliği değişecek işlere uyum sağlayıp çalışabilecek işçilerin eğitimi için işçi başına 101 gün eğitim ihtiyacı hesapladı. Peki bunun maliyetini kim karşılayacak?.. Üstelik biz daha konvansiyonel işlerimiz için beceri sorunu yaşarken. -Gelecekten korkmak yerine şekillendirmek içinbugünden çalışmaya başlamak gerekli Peki rapor çözüm olarak ne öneriyor?.. Öncelikle “gelecek şöyle karanlık, böyle karanlık” demeyi bırakmayı öneriyor. Çünkü gelecek henüz gelmedi ve bugün aldığımız kararlar geleceğin şekillenmesini sağlayacak. Evet, otomasyon, sayısallaşma nedeniyle 30 yaşın üstünde çok sayıda insan işini kaybedecek ve yeni ortam gereği sürekli iş kaybı, yeni iş bulma şeklinde bir çalışma düzeni gelecek. O zaman şimdiden insanlara “yaşam boyu öğ- renmeyi” hak olarak tanımlayıp, kamunun bu alana yatırımyapmasını sağlamak gerek. Toplu sözleşme düzenleri, mevzuat, işçi-işveren-hükümet ilişkilerinin yeniden yapılandırılmasını şimdiden sağlamak lazım. Kamunun teşvikleri, insanların daha yüksek katma değer oluşturduğu verimli alanlara yönlendirilmeli. Kırsal ekonomi tekrar canlandırılmalı. Kamunun istihdam teşviki politikaları sürekli analize tabi tutularak her aşamada sürekli güncellenmeli.. Raporun bir başka vurgusu da şu: Küresel ekonomide istihdam artsa da reel ücretler artmıyor. Ülkelerin hepsinde son dönemde demokrasiyi ikinci plana atan popülist politikaların öne çıkmasının ana nedenlerinden biri de bu. Her ülke insanca yaşamı sağlayacak bir ücret-sosyal koruma (sosyal koruma çalıştırmaktan caydırmamalı, çalışmayı sağlamalı) mekanizması kurulmalı ve demokrasiden taviz verilmemeli.. Kısa vadeli sorunlarımız var. Ülke olarak üç yıl boyunca düşük hızlarda büyüyeceğiz ve sektörümüz bu yavaş büyümenin etkilerini görecek. İhracat en önemli araç durumunda ve iyi gidiyor ama kırılgan bir bölgedeyiz, hammadde fiyatlarına yönelik küresel riskler var. Bu kısa vadeli sorunlarımızın üstüne, orta vadede yukarıda saydığım çözmemiz gereken sorunlar da büyük. Ancak hepimiz biliyoruz ki Türk iş insanlarının ve şirketlerinin uyum kabiliyeti yüksek, kriz deneyimi var ve işimizi dalgalı denizde yüzdürmedemahiriz. Sözün sonunu “plastik poşetlerin paralı olarak verilmesi” uygulamasına getireceğim. Kısa ve orta vadede bunca sorunlar yaşanırken beklentimiz “kayığın fazla sallanmamasıdır.” Evet bu karar uzun süredir gündemdeydi ama 2018’in ikinci yarısındaki türbülansın boyunu da kimse tahmin ede- miyordu. Daha önce de vurguladığım gibi, çevre kirliliğinin ana nedeni “insan tutumuyken” vazgeçilemez bir endüstriyel bir malzeme olan plastiği günah keçisi ilan etmek ve çok sayıda şirketi zora sokmanın pek de iyi bir yol olmadığını düşünüyoruz. Kısaca, karar alıcılara yönelik olarak daha fazla bilgilendirme yapmamız bizim sorumluluğumuz. Onlardan da zor olacağını bildiğimiz hali hazırda içinde bulunduğumuz diyelim ki 10 yıllık dönemde “sanayileşme odaklı” bir yaklaşımdır. Selamve saygılarımla.

RkJQdWJsaXNoZXIy MzI0NDc4