PLASFEDDERGİ S|24

PLASFED DERGİ 54 PlaSTK Selçuk Gülsün Yönetim Kurulu Başkanı Plastik Sanayicileri Derneği İSO Meclis Üyesi Ömer Karadeniz: Sanayiciyekarşı önyargı aşılmalı İstanbul Sanayi Odası Meclis Üyesi ve Mete Plastik Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, ülke ekonomisinde sa- nayiye daha fazla ağırlık verilmesi gerek- tiğini söyledi. Ekim ayı İSO Meclis Toplan- tısında konuşan Ömer Karadeniz, Türkiye plastik sanayisinin hammadde bakımın- dan ithalat bağımlılığının çok yüksek ol- duğunu, hizmete alınan Star Rafinerisinin çok önemli bir adımolmasına karşılık soru- nu çözmek için yeterli olmadığını vurgu- ladı. Karadeniz, petrokimya alanına daha fazla yatırımın yapılmasının kritik önemde olduğunun altını çizdi. Türkiye’nin planlı kalkınma modelinde imalat sanayiinin her dönem öncelikli sa- yıldığını hatırlatan Ömer Karadeniz, buna karşılık 1980 sonrası inşaat sektörünün dönem dönem olması gerekenden daha yüksek seviyede ekonomiyi büyütmede araç olarak görüldüğünü vurguladı. Ka- radeniz “İnşaat ilk bakışta az bir yatırımla büyümeyi sıçratan bir sektör olarak görül- dü ama bu bir illüzyon. İmalat sanayisine dayalı bir büyümede, üretimin altyapısı da oluşturularak ilerleme sağlanıyor. İma- lat sanayiinde ilk yatırım ve ilk üretimden sonra büyümeye uzun dönem katkı çok daha yüksek. İmalat sanayii işgücünü ni- telikli hale getiriyor. Burada şunu özellikle vurgulamak istiyorum: İnşaat sektörü bu ülkenin gerçekten lokomotifi ama imalat sanayisini bir kenara bırakmamak gereki- yor. Sanayi bizim gibi toplumlar için ger- çekten önemli. İnşaat büyüme lokomotifi deniyor ama yokuşa gelindiğinde bu lo- komotif treni çekmeyebilir, o zaman tren lokomotifi geri çeker” diye konuştu. Plastik sektörübüyümesinde ortaklıklar birmodel olabilirmi? Değerli Dostlar, Ülke reel sektör ekonomik performansının izlenmesinde kullanılan araçlardan biri olarak bir- leşme ve devralmalar gösterilebilir. Bu söz duyulduğunda –haklı olarak- genellikle akla “satın almalar” gelmekte. Oysa kavramı, şirket birleşmelerini de içerir ve bir “büyüme modeli” olarak da ele almakmümkün. Türkiye, Adriyatik’ten Çin sınırına, güneyde ise Hindistan’a kadar olan bölgede en fazla sanayi ürün çeşitliliğine ulaşmış ülkelerden biri konumunda. DoğuAvrupa ülkelerinde bile sanayi ürün çeşitliliği yeni yeni oluşuyor diyebiliriz. Bu durumda akla, neden ihracatta ağırlıklı olarak Avrupa Birliği’ne bağımlı olduğumuz sorusu geliyor... Kuşkusuz MENA, BDT ülkelerinin de sanayi ma- mul talebi söz konusudur, ancak AB’ye olan bağımlılık daha belirgin... Küresel risklerden bölgesel risklere, söz konusu bölgede bulunan çok sayıda ülkedeki istikrar- sızlıklardan lojistik sorunlara, ikili ilişkilerdeki zorluklara kadar birçok gerekçe akla gelebilirken, temelde “firmanın rekabet gücü” en dikkat çekenlerden biri olarak değerlendirilebilir. Ülkemiz KOBİ’lerinin temeldeki sorunları arasında, yeterince hızlı büyüyememe ve ölçek eko- nomisini sağlayamama iki önemli unsur olarak ileri sürülebilir. Doğu Avrupa ve Rusya KOBİ’leri- nin dahi Türkiye’deki KOBİ’lerden daha hızlı büyüdüğü ifade edilebilir. Gerçi bu bölgeler için bir “baz etkisi”ndenbahsedilebilir ancakAlmanya ve İtalya gibi göreli olarak oturmuş ekonomilerin KOBİ’lerinin de bizden daha hızlı büyüdüğü görülebilmektedir. Üstelik ülke büyümemiz çoğu ekonomiden daha hızlı olmasına rağmen! Bildiğiniz üzere rekabet gücünün ana unsurlarından biri olarak “güçlü firma” olabilmek gös- terilebilir. Bu kavram istikrarlı büyüyen, olası rakiplerinin sürekli zorlamalarına karşı çözümler üretebilen firmalar olarak nitelendirilebilir. Bu bağlamda ülke sanayinin dikkat çekici boyutta iç pazara yoğunlaşmış olduğu değerlendi- rilebilir. Buna bağlı olarak ülke içinde meydana gelen sarsılmalar, Türkiye sanayinin de sarsıl- masına neden olabilmektedir. Bugünlerdeki durumda benzer bir görünümü yansıtmaktadır. Plastik sanayimizde 7.500’ün üzerinde işletme bulunuyor. Ne var ki bu işletmelerin ölçek eko- nomisi ve yurtdışıyla rekabet gücü ülkemiz genel sanayinin bir prototipi gibi, yani KOBİ ağırlıklı bir görünüm var. İstikrarlı ve düzenli büyüme sağlamak kolay olmuyor. Pazara yerleşmiş, dü- zenli yatırıma yönelen, Ar-Ge kaynaklarını oluşturabilecek büyüklüğe erişmiş olanların sayısını arttırmalıyız. Burada tedarikçi sınıfında olan işletmelerimizin büyümesinin ekseriyetlemüşterisinin büyüme hızına bağlı olması doğal görülebilir. Bununla birlikte, belli bir periyot sonunda KOBİ’den “büyük firma” sınıfına geçen imalatçı şirketlerin sayısını arttırmak arzu ettiğimiz husustur. En başa dönersek: geçmişte de sıklıkla telaffuz edildiği üzere imalat sanayinde birleşmeler, al- ternatif bir büyüme yolu olabilir. Kültürel kodlarımızda ortaklıklar, birleşmeler vb. yaklaşımların yaygınolduğundanbahsetmek kolaydeğildir. Bununlabirliktegünümüz rekabet ortamı “küçük olsun benimolsun”unmodasını sorgulatacak cinstendir. Bu bağlamda, birleşme ve devralmaları bir de “büyüme aracı” olarak görmekte fayda olabilir. Sizlere yeni yılın arifesinde huzur, mutluluk ve başarı dolu günler diliyorum. PANO

RkJQdWJsaXNoZXIy MzI0NDc4