PLASFEDDERGİ S|23

PLASFED DERGİ 42 PlaSTK Öncelikle tüm PLASFEDDERGİ takipçilerini saygıyla selamlıyorum. 2016 yılında işaretleri gelmeye başlayan ABD kaynaklı parasal genişlemenin daralacağı yönündeki emareleri büyüyen ekono- mimiz içinde, riskleri de hepimiz biraz ıskalayarak maalesef bugünlere geldik. Belki biraz da mesleki eğitimimden sebep her zaman geçmişin muhasebesinin yapılmasının geleceği yönetmede başarı anahtarlarından biri olduğuna inandım. Esasen son 20 yılını sektörün içinde yaşayan biri olarak gerek 2001, gerek 2008 gerekse 2011 krizleri ile 2018’e geldik. Bakıldığında herke- sin dilinde yer bulan 7-8 yılda bir bu ülke krizlerle yüzleşir istatistiki verisini de yalancı çıkarmıyor. Her krizin kök nedenleri farklı olmakla beraber ülkemize olan etkileri maalesef çok büyük yaralar açmak kaydıyla benzer sonuçlar yaratıyor. Son altı ayda hızla değer yitiren TL ile birlikte aslında öncesinde görülen işaretler belirgin şekilde gün yüzüne çıktı. Ortalık ka- rıştığında maalesef konuşan çok, müdahale eden az oluyor. Bu durumda esasen her birimiz kendi gerçeklerimizle yüzleşmek durumunda kalıyoruz. Plastik sektörünün hammadde yönünden bu derece dışa bağımlı olması özellikle kur artışı ve erişimin çok güçleştiği finansal kaynaklar nedeniyle en çok etkilenecek ve yara alacak sektörlerden biri olduğunu düşünüyorum. Bu sefer yaşanan krizin altında geciken ekonomik önlemlerin çok büyük etkisi olmasının yanı sıra dünya siyasetinin ve yeni düzenin de etkisini yadsıyamayız. Bu kriz gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duyduğu sıcak paranın maalesef yönünü değiştirip ait olduğu yere yönelmesinin neti- cesi başta ülkemiz olmak üzere etkilenen ülkelerin temel problemi dış ticaret açığı, kamu maliyesinde ki bozulma ve de yatırım- ların yani sermaye girişinin durma noktasına gelişidir. Benimbunlarla alakalı değerlendirmemoldukça basit. Daha kaliteli, daha nitelikli ve fark yaratan şekilde üretmez ve üreteni yani reel sektörü gereken şekilde desteklemezsek, hane halkının tasarrufunu tüketime ve betona yönlendirirsek eldeki kıt kaynak- ları da etkin kullanmamış oluruz ve de sonucunda dalgalar sertleştiğinde onunla beraber savruluruz. Ticaret savaşlarının altında yatan temel sebep de bu değil mi? Gelişmiş ülkeler reel sektörlerini koruma çabasına girmiştir. O takdirde bizim de bu durumların önünde buna hazırlanıyor olmamız gerekirdi. Maalesef ülke olarak uluslararası sermayeye erişiminin bu derece azalması nedeniyle çok sert önlemler almak zorunda kalıyo- ruz ve kalacağız. Ben bu yazıyı hazırlarkenDAB (Döviz AlımBelgesi) tekrar hayatımızın içerisine girdi. Sermaye bu derece global- leşirken bu tarz uygulamaların ülkemize kısa vadede yaratacağı katkıdan çok uzun vadede potansiyel kaygıları yatırımcıya do- ğuracağını düşünenlerdenim. Günümüz dünyasında entegrasyonu tamamlamak üzere olan bir ülke konumundan tekrar bu ve benzeri duvarları ticaretin içine örenülke konumuna geçmek global sermayeninülkemize yönelişinde kaygılara neden olacaktır. Eskilerin dediği gibi bardak kırıldığında asla eskisi gibi olmayacaktır. Bu durumdan kısa-orta vadede çıktığımızda fatura az ya da çok her birimize kesilmiş olacak. Kendi adıma sorduğum soru şu; krizi yaşayan ile krize karşı duranın yaptığı şeyler arasında temel farklar ne? Bu cevaplar bir sonraki benzer bir durumda daha dik durmamızı sağlayacak temel cevaplar olacaktır. Bulgaris- tan, Romanya, Polonya gibi ülkeler ile olan farkımız neydi ki bugün paramızın değeri son altı ayda bu ülkeler ile dahi yüzde 50’ler nispetinde aleyhimize gelişen şekilde değişti? Yukarıda da belirttiğimgibi bu ve benzeri cevapları bulupmuhasebesini yapalımki bir daha ki sefer daha güçlü olalımve de daha az yara alalım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Selçuk Gülsün Yönetim Kurulu Başkanı Plastik Sanayicileri Derneği

RkJQdWJsaXNoZXIy MzI0NDc4